-- Bilim

Bilimin ilerlemek için özgür ifadenin ışığına ihtiyacı vardır. Otoritenin korkusuzca sorgulanabilmesine, fikirlerin açıkça paylaşılabilmesine bel bağlar…
 
Antik Çin ve Yunan dönemlerinde ışıkla muhteşem şeyler yapılabileceği görülmüştü. Ancak kimse çocukların ve dahilerin şu gözde sorusunu sormadı:
 
Neden?
 
Taki 1000 yıl öncesine kadar.
 
Irak’taki Basra kentinde ışığın bir diğer efendisi yaşıyordu, İbn-i Heysem…
 
Büyük bir tutkuyla doğayı anlamak istiyordu. Herşeyi, bilhassada herkesin şüphe duymadan inandıklarını sorguluyordu.
Nasıl görüyoruz? diye soruyordu.
Ondan önceki bazı bilim erbabları gözümüzden ışınlar çıktığını gördüğümüz nesnelere ulaşıp gözümüze geri döndüğünü öğretmişti.
 
Ama Heysem, yıldızların gözümündeki birşeyin göz açıp kapayıncaya kadar gidip gelemeyeceği uzaklıkta olduğunu söylüyordu. Çok mantıklıydı.
 
Heysem bununlada kalmadı. Doğanın sırlarını açığa vurmasını sağlamak için çabaladı. Onun kültürü yeni fikirlere ve sorgulamalara açıktı.
 
İslam dünyasında bilim altın çağını yaşıyordu. İspanya’da Cordoba’dan Orta Asya’da Semerkant’a kadar. Bağdat, Kahire ve diğer müslüman başkentlerindeki mendereselerde hıristiyan ve yahudi bilginler baştacı ediliyordu. Kitapları yakmak yerine hükümdarlar kitaplara ulaşsınlar diye dünyanın dört bir yanına elçiler gönderiliyordu.
 
Hükümdarlar bu kitapların tercüme edilmesi, incelenmesi, gelecek nesillere aktarılması için desteklerini esirgemedi. Onların çabaları olmasa, Antik Yunan biliminin aydınlatıcı ışığının büyük kısmı günümüze ulaşamazdı.
 
Bilimin yüzlerce sene sonra Avrupa’da yeniden uyanış ateşi, uzun zaman önce müslüman alimler ve bilimadamları sayesinde kıvılcımlanmıştı.
 
[Cosmos Bir Uzay Serüveni, 5. Aydınlıkta Saklanmak, Neil deGrasse Tyson]

İlgili Yazılar

Yorum Yaz

Yorum